Bağ ve Şarap

Üzüm yetiştirenlerin, şarap yapanların, şarabı sevenlerin topluluğu

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Home Şarap Şarap Tarihi

Şarabın tarihi

İlk şarabın ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Asmanın doğal olarak yetiştiği herhangi bir yerde ve ortamda oluşmuş olabilir. Arkeologlar, kazılarda bulunan üzüm posalarından üzümün doğal veya düzenli ekim ürünü olup olmadığını anlayabilmektedir. Kafkasya bölgesinde bulunan düzenli ekime ait ilk izler M.Ö. 7000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Şarabın bu kadar eski olmasına rağmen en büyük atılımı, ancak son yüzyıllarda saklama yöntemlerinin bulunup geliştirilmesi ve bu konuda uzmanlaşılması üzerine oluşmuştur.

Şarabın en çok etkilediği medeniyetler arasında eski Yunan ve Roma medeniyetleri, Mısırlılar ve Babilliler bulunmaktadır. Eski Mısır’da duvarlarda şarap resimlerine rastlanmış, hatta şarap listeleri bulunmuştur. Mısırlıların daha da ileri giderek ilk üzüm bağları, üreticileri, bağbozumu ve şarap etiketleri hakkında kayıt tuttukları görülmektedir. Babilliler ise şarap dükkanlarının işletilmesi üzerine ilk kanunları çıkarmışlardır.

Tarihteki kültürlere bakıldığında şarabın insanoğlu üzerinde oluşturduğu derin izleri görmek oldukça kolay. M.Ö. 2700 yıllarından kalma Sümerlere ait yazıtlarda tanrıça Gestin “Ana asma kökü”, tanrı Pa-Gestin-dug “İyi asma” ve onun karısı Nin-Kasi “Sarhoş Eden Meyve” karşımıza çıkmaktadır. Eski Mısırda ise Osiris’in “Şarap Tanrısı” olmasına rağmen, şarap hakkında “tanrı Horus’un gözyaşı” veya “güneş tanrısı Ra’nın teri” gibi tanımlara da rastlanmaktadır.

Şarabın tarih içindeki toplumları etkileyiş biçimlerindeki benzerlikler ise şaşırtıcıdır. Şarabın en derinden etkilediği kültürlerin başında batının temelini oluşturduğu kabul edilen eski Yunan uygarlığı ve onun devamı sayılan Romalılar olduğu düşünülmektedir. Mitolojiye göre Zeus’un oğlu Dionysus asmayı Anadolu’dan Yunan yarımadasına taşımıştır. Yine mitolojiye göre Dionysus’un ikinci defa doğumu bir tanrıçadan değil, ölümlü insanoğlu bir kadından olmuştur. Bu Hz. İsa’nın ölümlü insanoğlu bir kadın olan Meryem Ana’dan doğması ile çok yakın şekilde benzeşmektedir. Tıpkı Hıristiyan inancına göre Hz. İsa’nın kendisini asma ve kanını da şarap olarak tanımlaması gibi, eski Yunanistan’da da Dionysus’un kendisi asma ve kanı da şarap olarak tanımlanmıştır.

Yunanistan’da aristokrasinin yükselişi döneminde ekonomik faaliyetler arasında en belirgin olanı şarap üretimi ve ticaretidir. Bu dönemde aristokratların büyük çiftliklerde şarap ve zeytinyağı üretimine başlamaları, köylü sınıfına göre zenginleşmelerine yol açmıştır. Bu da sonrasında Yunanistan’da sınıfsal mücadelenin başlamasında ana etkeni teşkil etmektedir. Bu dönem için ekonomik ve siyasal ağırlığı bu kadar fazla olan şarabın Yunan toplumunda nasıl üretildiğine ve tüketildiğine bir göz atalım:

Şarap çoğunlukla reçine ya da bal ile hazırlanır ve su ile karıştırılarak içilirdi. İki ölçü şaraba beş ölçü su katmak olağan, bir ölçü şaraba dört ölçü su zayıf, yarı yarıya karma ise fazlasıyla güçlü sayılmıştı. Şaraba su katmadan içmek barbarca bir davranış olarak görülürdü. (Yunanistan’da bu gün bile gündelik söylemde şarap için kullanılan sözcük Krasi, “karışım” anlamı taşımaktadır).

Nezaket kuralları bir kaba önce su konmasını, şarabın sonra eklenmesini gerektiriyordu. Antik çağda tatlı şarabın tercih edildiği, tatlandırma için bal veya deniz suyu eklendiği bilinmektedir. Hatta bunların yanı sıra şaraba kireç, mermer tozu ve çeşitli baharatlar da katılmaktaydı. Yemekle birlikte alınan şarap içilmeye başlamadan önce tanrılara, özellikle de Dionysus’a dua edilir, sonra şarap kasesinden birkaç damla yere dökülerek tanrının adı anılır ve ardından içilirdi.

Eski Yunan uygarlığının etkisini kaybettiği yıllarda yeni güç olarak ortaya çıkan Roma, diğer alıntıların yanında Dionysus’u da Bacchus olarak kendi kültürüne uyarladı. Yavaş yavaş Anadolu’daki köleler, Lidya şehirlerindeki yoksullar ve kadınlar Bacchus’u şarap tanrısından ilahi bir kurtarıcıya dönüştürdü. Anadolu’da yayılma savaşı veren Hıristiyanlık, Bacchus toplumunu ve onun sembollerini hemen sahiplendi. Böylece şarap Hıristiyan kültürünün ve ayinlerinin ayrılmaz kutsal parçası haline geldi. Bu gerçek, Romanın yıkılışını takip eden ortaçağın barbar karanlığına rağmen Hıristiyan keşişlerin Avrupa’da şarap kültürünü yaşatmasını ve geliştirmesini sağladı.

Keşişler yüzyıllar boyunca toprak seçme, toprağa uygun asma seçme, asmayı aşılama, budama, bağbozumu zamanlaması, yağmurun ve güneşin etkileri ve mayalanma üzerine araştırma yapıp yeni teknikler geliştirdiler. Bütün bunları yapmalarının başlıca nedenlerinden biri de özellikle orta çağda şarap ticaretini ellerinde tutmaları idi. İyi şarap yapabilmek çok fazla bilgi birikimi ve deneyim gerektirdiğinden kesişler bu konuda uzun yıllar tekellerini korudular. Bilgi birikimi, şarabın ilk ortaya çıktığı yer olarak kabul edilen Anadolu ve civarında değil, Avrupa’da ve daha yoğun olarak da Fransa’da gerçekleşti.

Şarap, festivallerde ve dini törenlerde içildiği gibi, tarihte birçok toplumda ilaç ve antiseptik olarak kullanılmış ve günümüzde de kullanılmaktadır. Ortaçağ Avrupa’sında şarap ve bira lüks tüketim değil, bir gereksinim idi. Şehirlerin su sistemlerinin genellikle pis ve hastalık kaynağı olmasından dolayı şarap antiseptik ve ilaç olarak kullanılıyordu. Suyu tek basına bile içebilmek için, içine şarap ekleyip mikroplarından mümkün olduğu kadar arındırılması gerekiyordu. Bu dönemlerde şarap tüketimi artmış ve özellikle İngiltere ve Fransa arasındaki şarap ticareti en üst seviyesine erişmişti. 14. yy’da Fransa’dan İngiltere’ye gönderilen şarap miktarı ancak 1970’lerde geçilebilmiştir. 17. yy’da Elizabeth I dönemindeki 6 milyon nüfuslu İngiltere’de yılda 40 milyon şişe şarap tüketiliyordu.

Bu yüksek tüketim yüzyıllar boyunca şarap üreticilerine iş garantisi sağladı. Kaliteli şarap ise her zaman aranan bir şey olmasına rağmen tanımı ancak 17. yy da kesinleşti. Bu zamanlara kadar bir yıldan eski şarabın dayanıklı olmayıp bozulması nedeniyle fiyatı yılsonunda hemen düşmeye başlardı. Fakat 1714 yılında Parisli bir tüccar, bir Bordeaux şirketine özellikle “iyi kalitede, eski, koyu renkli, kadife okşayıcılığında” şarap ısmarlıyordu. Şarabın mahzende saklanarak yaşlandırılma tekniğini Bordeaux Meclisinin başkanı ve aynı zamanda Chateau Haut-Brion’un sahibi olan Arnaud de Pontac’in geliştirdiği düşünülüyor. Bu tarihler civarında Londra’da bir şişe Haut-Brion diğerlerinden üç misli daha fazla fiyata satılıyordu.

Avrupa’daki şarap üretimi en büyük darbesini 1800’lerin ortalarında ortaya çıkan Phylloxera salgını ile yaşadı. Phylloxera toplu iğne başı büyüklüğünde bir böcek olup, Avrupa’ya yanlışlıkla ve bilinmeden gemi yükleri arasında Amerika kıtasından getirildi. Asmanın köklerini kemiren bu böcekler, yaklaşık 50 yıl boyunca tüm Avrupa’ya yayıldılar ve neredeyse kemirmedikleri tek asma kalmadı. Çözüm ise yine Amerika’dan geldi. Amerikan asmasının Phylloxera’ya bağışık olmasından dolayı bu kökten üretilen veya aşılanan asma bağları Avrupa şarapçılığını kurtardı.

Özellikle Birinci Dünya Savaşı Avrupa’daki şarap üretimini oldukça kötü bir şekilde etkilemiştir. Bu tarihlerde Avrupa’dan yeni dünyalara, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda’ya göç edip oralarda şarapçılığı başlatanlar öne çıkarak müthiş bir patlamayla Avrupa ile üretimde yarışır hale gelmişlerdir. İlerleyen yıllarda, yeni dünyadaki üreticilerin bilimsel araştırma sonuçlarını şarapçılığa uyarlamasıyla üretim ve kalite daha da artmıştır.

Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Aralık 2012 17:21